Yeni Gelişme
Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM”) 2024/24 E., 2025/164 K. numaralı ve 22.07.2025 tarihli kararı (“Karar”), 1 Aralık 2025 tarihli ve 33094 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Karar’da AYM, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (“Kanun”) kanuni faiz oranını düzenleyen 1. maddesini, “sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri” yönünden Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir.
İptal Konusu Kural
İptal istemine konu olan 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1. maddesi, borçlar hukuku ve ticaret hukuku uyarınca faiz ödenmesi gereken ancak miktarının sözleşmeyle belirlenmediği hallerde yıllık %12 oranında kanuni faiz uygulanmasını öngörmekteydi.
İlgili madde ayrıca Cumhurbaşkanı’na bu oranı aylık olarak belirleme, %10’una kadar indirme veya bir katına kadar artırma yetkisi vermekteydi. Mevcut uygulamada bu yetki kullanılarak kanuni faiz oranı yıllık %24 olarak uygulanmaktaydı.
İptale Konu Başvuru
İptal başvurusu, Kahramanmaraş 3. İdare Mahkemesi tarafından, deprem sonucunda yıkılan taşınmaz nedeniyle uğranılan zararların tazmini talebiyle açılan bir davada yapılmıştır. Davaya bakan Mahkeme, uygulanacak kanuni faiz oranının enflasyon karşısında çok düşük kaldığını ve bu durumun mülkiyet hakkı ile hukuk devleti ilkesini ihlal ettiğini ileri sürerek kuralın iptalini istemiştir.
Mahkeme başvurusunda ayrıca; enflasyon oranları ile faiz oranları arasındaki büyük farkın alacaklı aleyhine ölçüsüz bir yük oluşturduğunu ve kamu alacaklarına uygulanan yüksek faiz oranları karşısında vatandaş aleyhine eşitsizlik yarattığını belirtmiştir.
Karar Ne Diyor?
AYM, iptal kararını verirken mülkiyet hakkı ve etkili başvuru hakkı ekseninde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
- Alacağın Mülkiyet Hakkı Kapsamında Olması: AYM, faiz alacağının ve ana para alacağının mülkiyet hakkı kapsamında olduğunu; devletin, pozitif yükümlülükleri kapsamında, enflasyonist dönemlerde paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek mekanizmalar geliştirmesi gerektiğini vurgulamıştır.
- Faiz ve Enflasyon Dengesizliği: Karar’da, enflasyonun, mevduat faizlerinin ve devlet tahvili getirilerinin kanuni faiz oranının çok üzerinde seyrettiği durumlarda, borçlunun borcunu ödemekten kaçınarak finansal avantaj sağladığına dikkat çekilmiştir. Bu durumun, alacaklının alacağına kavuştuğu tarihte paranın satın alma gücünün erimesine ve mülkiyet hakkının ihlaline yol açtığı belirtilmiştir.
- Etkili Telafi Mekanizmasının Yokluğu: AYM, Kanun’un Cumhurbaşkanı’na faiz oranını en fazla bir katına kadar (%24’e) artırma yetkisi tanıdığını, ancak bu oranın dahi mevcut ekonomik koşullarda yetersiz kaldığını tespit etmiştir. Mahkeme, hukuk sistemimizde alacağın enflasyon karşısındaki değer kaybını telafi edecek etkili bir hukuk yolunun bulunmadığı gerekçesiyle kuralı Anayasa’ya aykırı bulmuştur.
Bu gerekçelerle kural, Anayasa’nın mülkiyet hakkını düzenleyen 35. ve etkili başvuru hakkını düzenleyen 40. maddelerine aykırı görülerek, sadece haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya idari eylemlerden doğan borçlar gibi “sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri” yönünden iptal edilmiştir.
Önemle belirtmek gerekir ki; söz konusu iptal kararı yalnızca Kanun’un 1. maddesini kapsadığından, ticari işlerde uygulanan ve TCMB avans faiz oranına göre belirlenen ticari temerrüt faizi oranlarını etkilememektedir.
Karşı Oy
Karar oyçokluğu ile alınmış olup, iki üye karşı oy kullanmıştır. Karşı oy gerekçesinde; Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesinde düzenlenen “Aşkın (Munzam) Zarar” kurumunun, alacaklının temerrüt faizini aşan zararını tazmin etmesine imkân tanıdığı belirtilmiştir. Üyeler, Yargıtay’ın güncel içtihatlarında munzam zararın ispatı konusunda kolaylıklar sağladığını, dolayısıyla mevcut yasal düzenlemenin mülkiyet hakkını koruyacak etkin bir mekanizmayı zaten barındırdığını savunmuşlardır.
Sonuç
AYM, iptal hükmünün doğuracağı hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal edeceği gerekçesiyle, iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından (1 Aralık 2025) itibaren dokuz ay sonra, yani 1 Eylül 2026 tarihinde yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
Bu süre zarfında yasama organının, özellikle haksız fiillerden ve idari sorumluluktan kaynaklanan tazminat alacaklarında, alacağın enflasyon karşısında erimesini önleyecek ve ekonomik koşullara uyum sağlayacak yeni bir yasal düzenleme yapması beklenmektedir.